bugün bir kez daha anladım ki..
"adalet" diye bir şey yok..
kesinlikle yok..
24 Kasım 2015 Salı
13 Kasım 2015 Cuma
güven meselesi
birine "güvenmemeyi" şu yüzden seçiyorum..
çünkü güvendiğim zaman güvenimin hakkını versin istiyorum.. işte, arkadaşlıkta.. müdürün, şefin, mühendis arkadaşın, sosyal hayatta görüştüğün arkadaşın.. farketmiyor..
bir an geliyor.. evet şimdi güvenimi boşa çıkarmaz dediklerinin bilerek ya da bilmeyerek seni yüzüstü bıraktığını görüyorsun..
işte bu duygu , bu his, çok sıkıntılı.. hele bir de yaş otuzlara gidiyorsa çocukça triplere de giremiyorsun, hesap bile soramıyorsun çünkü karşındaki senden kendisine güvenmeni zaten bekleyen veya talep eden insanlar değil sen kendiliğinden bu insanlara anlamlar yüklüyorsun. .yani içine düştüğün durumu kendin yaratıyorsun.. bu sebeple öfkeni, kırgınlığını "olgun" olduğun düşünülsün diye belki anlatamıyorsun.. sıkıştırıyorsun kendini, biraz daha yalnızlaştırıyorsun, biraz daha güvensizleşiyorsun..
işin komiği, insanlar bu kadar birbirinden kopukken, bu kadar vurdumduymazlık ve ahlaksızlığa, yalancılığa boğulmuşken hala birbirlerine güven telkininde bulunması..psikologlar bile işte "şu insana güvenmekle başla, insanlara değer ver, insanlara bir fırsat ver" deyip durur ya.. pek komik geliyor bana özellikle bu dönemler..
ne fırsatı tam olarak.. ?
ne fırsatı..?
bir insan ne kadar hayalkırıklığı yaşarsa gerçekten betonlaşır? ne kadar kar yağarsa dağlarına o kadar soğutur ruhunu?
daha ne olması lazım?
güvenmemeyi seçiyorum..
yoruldum çünkü.. ummadığım insanlar ummadığım şeyler yapınca gerçekten üzülüyorum. onlar adına değil..
kendi adıma..
çünkü güvendiğim zaman güvenimin hakkını versin istiyorum.. işte, arkadaşlıkta.. müdürün, şefin, mühendis arkadaşın, sosyal hayatta görüştüğün arkadaşın.. farketmiyor..
bir an geliyor.. evet şimdi güvenimi boşa çıkarmaz dediklerinin bilerek ya da bilmeyerek seni yüzüstü bıraktığını görüyorsun..
işte bu duygu , bu his, çok sıkıntılı.. hele bir de yaş otuzlara gidiyorsa çocukça triplere de giremiyorsun, hesap bile soramıyorsun çünkü karşındaki senden kendisine güvenmeni zaten bekleyen veya talep eden insanlar değil sen kendiliğinden bu insanlara anlamlar yüklüyorsun. .yani içine düştüğün durumu kendin yaratıyorsun.. bu sebeple öfkeni, kırgınlığını "olgun" olduğun düşünülsün diye belki anlatamıyorsun.. sıkıştırıyorsun kendini, biraz daha yalnızlaştırıyorsun, biraz daha güvensizleşiyorsun..
işin komiği, insanlar bu kadar birbirinden kopukken, bu kadar vurdumduymazlık ve ahlaksızlığa, yalancılığa boğulmuşken hala birbirlerine güven telkininde bulunması..psikologlar bile işte "şu insana güvenmekle başla, insanlara değer ver, insanlara bir fırsat ver" deyip durur ya.. pek komik geliyor bana özellikle bu dönemler..
ne fırsatı tam olarak.. ?
ne fırsatı..?
bir insan ne kadar hayalkırıklığı yaşarsa gerçekten betonlaşır? ne kadar kar yağarsa dağlarına o kadar soğutur ruhunu?
daha ne olması lazım?
güvenmemeyi seçiyorum..
yoruldum çünkü.. ummadığım insanlar ummadığım şeyler yapınca gerçekten üzülüyorum. onlar adına değil..
kendi adıma..
9 Ekim 2015 Cuma
iyi
Kimse bana iyi insandan, iyi duygulardan, iyilikten, güzellikten bahsetmesin. iyi insanlar öldü. iyi duygular bitti.
"iyi" diye bir şey kalmadı.
herkes, her şey kötü.
kimse bana umut'tan bahsetmesin.
umut sadece insanın hayalkırıklığının sebebi.
bu dünyada sadece acı var.
sadece umutsuzluk.
mutsuzluk.
ve
ölüm
var.
11 Mayıs 2015 Pazartesi
küçük bir not
Bazen aylar öncesinden bir küçük not, fotoğraf, mail görürsün.. tüm o ördüğün duvarlar, güçlüyüm halleri yerle yeksan olur.
bir kere gözlerin kesinlikle dolar. işi gücü bırakır nefes almaya çalışırsın. ofisteki insanlar günlük hallerine devam ederler. birisi işinde, öbürü gevezelik peşindedir bir diğeri de alışveriş yapıyordur netten.. zaten ağlasan da kimse seni görecek değildir.
ama ağlamaktan fazlası olur sana..
bu kadar zaman..
bu kadar zaman da kurulan o güçlü, o sağlam irade ufak bir maille, silinmesi unutulmuş bir maille veya defter köşesine yazılmış bir notla sarsılabilir mi dersin.. şaşırarak içine yerleşen bulut'un gitmesini beklersin.. olmaz tabii..
insan bazen biriktirdiği tüm hüznü, tüm kederi taşıyamayacağını anlar o ufak anı'ya bakarak.. geçmişle muhasebelere karşı koyamaz, neden'ler, niçin'ler zihinde dolaşmaya başlar..
Hiçbir şekilde mani olamazsın..
Belli bir yükten sonra çeliği çekmeye devam edersen plastik şekil değiştirmeye başlar, geri dönüşü olmayan kalıcı hasarlar başlar demektir bu.. sonra da inceldiği yerden kopar..Binalarda da benzer mantıkta, bazen depremle, bazen başka bir etkenle karşı koyamadığı yükler sonucunda hasarlar ve yıkılmalar meydana gelir..
şimdi bugün.. evet tam bugün bu anda bir deprem oldu sanki.. küçücük bir not, bir resim, bir mail.. unutulduğu yerden çıktı..
bugün üstü örtülen hasarlar daha da belirginleşti..
bugün iş güç bırakılır.. insanlardan gözler kaçırılır..
bugün kimseye poz yapılmaz..
bina yıkılmıştır..
sen de çıkmak istemezsin enkazdan..
umrunda olmaz hiçbir şey..
kendin bile..
bir kere gözlerin kesinlikle dolar. işi gücü bırakır nefes almaya çalışırsın. ofisteki insanlar günlük hallerine devam ederler. birisi işinde, öbürü gevezelik peşindedir bir diğeri de alışveriş yapıyordur netten.. zaten ağlasan da kimse seni görecek değildir.
ama ağlamaktan fazlası olur sana..
bu kadar zaman..
bu kadar zaman da kurulan o güçlü, o sağlam irade ufak bir maille, silinmesi unutulmuş bir maille veya defter köşesine yazılmış bir notla sarsılabilir mi dersin.. şaşırarak içine yerleşen bulut'un gitmesini beklersin.. olmaz tabii..
insan bazen biriktirdiği tüm hüznü, tüm kederi taşıyamayacağını anlar o ufak anı'ya bakarak.. geçmişle muhasebelere karşı koyamaz, neden'ler, niçin'ler zihinde dolaşmaya başlar..
Hiçbir şekilde mani olamazsın..
Belli bir yükten sonra çeliği çekmeye devam edersen plastik şekil değiştirmeye başlar, geri dönüşü olmayan kalıcı hasarlar başlar demektir bu.. sonra da inceldiği yerden kopar..Binalarda da benzer mantıkta, bazen depremle, bazen başka bir etkenle karşı koyamadığı yükler sonucunda hasarlar ve yıkılmalar meydana gelir..
şimdi bugün.. evet tam bugün bu anda bir deprem oldu sanki.. küçücük bir not, bir resim, bir mail.. unutulduğu yerden çıktı..
bugün üstü örtülen hasarlar daha da belirginleşti..
bugün iş güç bırakılır.. insanlardan gözler kaçırılır..
bugün kimseye poz yapılmaz..
bina yıkılmıştır..
sen de çıkmak istemezsin enkazdan..
umrunda olmaz hiçbir şey..
kendin bile..
10 Mart 2015 Salı
özlemek
anlatması zor değil, anlaması da..
sadece üşenme duygusu var artık.. kelimeleri biteviye sıralayarak onlarcasına ben'i izah etmekten yoruldum. bir de insan insanı duruşundan, bakışından anlayabilecek kadar tanır mı?
beni bu kadar tanıyan biri var mı artık? anneme bile oynuyorum ne kadar başarıyorum bilmeden.
"her şey yolunda, süperim, işler iyi, yorgun değilim, planlarım var.."
doğrusu şu:
"hiçbir şey yolunda değil, süper falan değilim, işlerim umrumda değil, ölesiye yorgunum ve hiçbir planım yok.."
hayatta mutlu olduğum bir kaç an var. onları özlüyorum..
bu ara ben pek çok şeyi özlüyorum..
"dost önden bıçaklar"
demiş Oscar Wilde.. düşündüm düşündüm.. bu cümleyi edecek kadar mı yalnızdın dedim..
kendime döndüm ve şunu diyorum.. bu cümleyi anacak kadar mı yalnızsın, güvensizsin ve bıkmışsın..
birine güvenmek nasıldır? sırtını yaslamak? merak edilmek? hiçbir şekilde yalnız bırakılmayacağını düşünmek?
şüphe..
ne kadar bitiren bir duygu insanı..
ne kadar tüketen, ne kadar paranoyaklaştıran bir duygu..
ve inançsızlık..
ne kadar yalnızlaştıran bir duygu..
ne kadar insanı kendine mahkum eden bir duygu..
inanmayı özledim.. gözü kapalı, düşünmeden, doyasıya inanmayı özledim..
birine seni seviyorum'dan önce, sana inanıyorum demek önemlidir. "inanıyorum" demeyi özledim..
12 Şubat 2015 Perşembe
öylesine -2
Kar yağınca mı özellikle bilmiyorum..
geçmişi düşünmeden edemiyorum.. mutsuz insan daha çok geçmişe gömülüyor sanırım ve buna ihtiyaç duyduğunu düşünüyor.. insanın kendini tanımaması nasıl bir şey? ne yapacağını kestirememesi ? sınırlarını çizememesi? düşüncelerine hükmedememesi?
korkunç..
bazen öyle şeylere, öyle zamanlara, öyle anlara kapılıyorum ki gerçeği nerde bırakmıştım karıştırıyorum.. bu an'da ne yapıyorum emin olamıyorum, zamanın içinde başka yerde arıyorum kendimi defalarca, bulamıyorum..
ne yapıyorum, nerdeyim, neden böyleyim..
Bilmiyorum.
9 Şubat 2015 Pazartesi
Öylesine
Sabahlarım hala kötü başlıyor.. Düşüncelerim rahat bırakmıyor.. İnsanlarla iç içe bir akşamdaydım iki gün önce. Birbirinin arkasından en galiz lafları söyleyen tipleri birbirlerine sırnaşırken, gülerken gördüm. Hakkında pek de olumlu düşüncem olmayan tiplere ben de abartısız ama samimiyetsiz gülücüklerle karşılık verdim. Böyle birbirini kovalayan onlarca samimiyiz, süperiz, mutluyuz, eğleniyoruz gösterileri..
Noluyorum.. Nereye gidiyorum. Sabah 5.30 akşam 22.00'ye kadar yaşadığım günün ne kadarında mutlu oldum, ne kadarında ben oldum, ne kadarında dürüst davrandım diye kendime sormuyorum artık.
Çünkü ne mutluyum ne de dürüst kendime..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)